TFRS 13 – GERÇEĞE UYGUN DEĞER STANDARDI

TFRS 13 – GERÇEĞE UYGUN DEĞER STANDARDI

1. GİRİŞ

Bilindiği üzere 2 Kasım 2011 tarih ve 28103 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 660 sayılı KHK ile Türkiye Muhasebe Standartları Kurumu’nun yerini Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu (KGK) almıştır. Halihazırda ülkemizdeki muhasebe standartları uygulamasında, Uluslararası Muhasebe Standartları Kurulu (IASB)(1) ile imzalanan telif anlaşması çerçevesinde uluslararası muhasebe standartlarının birebir çevirisi yöntemi yoluyla hazırlanan ve KGK tarafından yayımlanan Türkiye Muhasebe Standartları ana çerçeveyi oluşturmaktadır. Öte yandan 14.02.2012 tarih ve 28204 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun(2) 01.01.2013 tarihinde yürürlüğe giren 69’uncu madde hükmü uyarınca yıl sonu finansal tablolar Türkiye Muhasebe Standartlarına uyularak düzenlenmesini öngörmektedir. Her ne kadar KGK 6102 sayılı Kanunu’nun 88’nci maddesinden aldığı yetkiye binaen yıl sonu finansal tabloların Türkiye Muhasebe Standartlarına uyularak düzenlenmesi uygulaması konusunda kapsamı daraltmış olsa da(3) , bu sürecin bir geçiş dönemi olduğu ve orta/uzun vadede 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 64 ila 88’nci maddelerine tabi tüm gerçek ve tüzel kişiler açısından yıl sonu finansal tabloların düzenlenmesindeki ana çerçeveyi Türkiye Muhasebe Standartlarının oluşturacağı tartışmasızdır.

Türkiye Muhasebe Standartlarının hazırlanmasında izlenen birebir çeviri yöntemi uyarınca, uluslararası muhasebe standartlarına yönelik ortaya çıkan değişiklikler KGK tarafından yayımlanan standartlar setine aynen uygulanmaktadır.

Bu çalışmamızda TMS/TFRS setine en son eklenen standardı(4), TFRS 13 – Gerçeğe Uygun Değer standardı, mercek altına alacağız.

2. GERÇEĞE UYGUN DEĞER KAVRAMI

TFRS 13, gerçeğe uygun değer kavramını “piyasa katılımcıları arasında ölçüm tarihinde olağan bir işlemde, bir varlığın satışından elde edilecek veya bir borcun devrinde ödenecek fiyat” olarak tanımlamaktadır.

Gerçeğe uygun değer ölçümünün amacı, mevcut piyasa koşullarında, piyasa katılımcıları arasında bir varlığın satışına veya bir borcun devrine yönelik olarak ölçüm tarihinde gerçekleşecek olağan bir işlemdeki fiyatın tahmin edilmesidir.

3. GERÇEĞE UYGUN DEĞER ÖLÇÜMÜNE İLİŞKİN TEMEL İLKELER

Gerçeğe uygun değer işletmeye özgü bir ölçüm olmayıp, piyasa bazlı bir ölçümdür. Bu ölçümde bazı varlıklar ve borçlar için gözlemlenebilir piyasa işlemleri veya bilgileri mevcut iken, bazı varlıklar ve borçlar için bu tür işlemler veya bilgiler mevcut olmayabilecektir. Bununla birlikte gerçeğe uygun değer ölçümünün amacı her iki durumda da aynıdır. Amaç mevcut piyasa koşullarında, piyasa katılımcıları arasında bir varlığın satışına veya bir borcun devrine yönelik olarak ölçüm tarihinde olağan bir işlemdeki fiyatın tahmin edilmesidir. Diğer bir ifadeyle, amaçlanan varlığı elinde bulunduran veya borçlu konumda olan piyasa katılımcısının bakış açısıyla ölçüm tarihindeki çıkış fiyatının tespit edilmesidir.

Gerçeğe uygun değer ölçümüne konu özdeş nitelikteki bir varlığın veya borcun fiyatının gözlemlenebilir olmadığı durumda işletme, ilgili gözlemlenebilir girdilerin kullanımını azami seviyeye çıkaran ve gözlemlenebilir olmayan girdilerin kullanımını asgari seviyeye indiren başka bir değerleme yöntemi kullanarak gerçeğe uygun değer ölçümüne gidecektir. Sonuç olarak, işletmenin varlığı elinde tutma ya da borcu ödeme veya başka bir şekilde yerine getirme niyetinin bulunması, gerçeğe uygun değerin ölçümünde dikkate alınmaz.

Gerçeğe uygun değer ölçümünde piyasa katılımcılarının ölçüm tarihinde ölçüme konu varlığı veya borcu fiyatlandırırken göz önünde bulunduracakları “varlığın durumu ve konumu” ve “varlığın satışına veya kullanımına ilişkin sınırlamalar” gibi özellikler de dikkate alınmalıdır. Gerçeğe uygun değer piyasa bazlı bir ölçüm olduğu için, söz konusu değerin ölçümünde riske ilişkin varsayımlar da dahil olmak üzere piyasa katılımcılarının varlıkları ve borçları fiyatlandırırken kullanacakları varsayımların da kullanılması suretiyle ölçüm yapılması gerekmektedir.

4. GERÇEĞE UYGUN DEĞERİN ÖLÇÜMÜ

Gerçeğe uygun değer ölçümü uyarınca işletmenin aşağıdakilerin tamamını belirlemesi gerekmektedir.

(a) Ölçüme konu olan varlık veya borç (hesap birimi ile tutarlı olarak).

(b) Finansal olmayan bir varlığın, ölçümü için uygun olan değerlemenin temel dayanağı (söz konusu varlığın en iyi ve en üst seviyede kullanımıyla tutarlı olacak şekilde).

(c) Varlık veya borca ilişkin asıl (ya da en avantajlı) piyasa.

(d) Ölçüm için uygun değerleme yöntemi (ya da yöntemleri) (piyasa katılımcılarının varlığı veya borcu fiyatlandırırken kullandıkları varsayımları yansıtan girdilerin oluşturulması sırasında bulunan verilerin kullanılabilirliği ve söz konusu girdilerin sınıflandırıldığı gerçeğe uygun değer hiyerarşisinin seviyesini dikkate alarak belirlenen yöntemler).

4.1. Gerçeğe Uygun Değer Ölçümündeki Varsayımlar

Gerçeğe uygun değer ölçümüne ilişkin ilk varsayım mevcut piyasa koşullarında piyasa katılımcıları arasında ölçüm tarihinde olağan bir işlemde bir varlığı satmak veya bir borcu devretmek amacıyla söz konusu varlık ya da borcun el değiştirildiği şeklinde yapılan varsayımdır. Varlığın satışına veya borcun devrine ilişkin işlemin; varlığa veya borca ilişkin asıl piyasada ya da asıl piyasanın bulunmadığı durumlarda varlığa veya borca ilişkin en avantajlı piyasada gerçekleştiği varsayılır.(5)

Varlık veya borca ilişkin asıl piyasanın bulunması durumunda, ölçüm tarihinde farklı bir piyasadaki fiyat potansiyel olarak daha avantajlı olsa dahi, gerçeğe uygun değer ölçümü asıl piyasadaki fiyatı yansıtmak durumundadır.

Gerçeğe uygun değer ölçümündeki bir diğer varsayım piyasa katılımcılarının en fazla ekonomik faydayı sağlamayı düşünerek hareket ettikleri varsayımıdır.

Gerçeğe uygun değer, fiyatın doğrudan gözlemlenebilir olmasına veya başka bir değerleme yöntemi kullanılarak tahmin edilmesine bakılmaksızın, mevcut piyasa koşullarında ölçüm tarihinde asıl (ya da en avantajlı) piyasada olağan bir işlemde bir varlığın satışından elde edilecek veya bir borcun devrinde ödenecek fiyata eşittir. Gerçeğe uygun değer ölçümünde kullanılan piyasa fiyatı üzerinde işlem maliyetlerine(6) dayalı olarak herhangi bir düzeltme işlemi yapılmaz. İşlem maliyetlerine ilişkin muhasebeleştirme işlemleri ilgili TMS/TFRS uyarınca muhasebeleştirmeye tabi tutulur.

4.2. Finansal Olmayan Varlıklarda Uygulama

Finansal olmayan varlığın gerçeğe uygun değerinin ölçümünde, piyasa katılımcısının bu varlığı en iyi ve en üst seviyede kullanarak veya bu şekilde kullanacak başka bir piyasa katılımcısına satarak ekonomik fayda sağlayabileceği dikkate alınır.

Finansal olmayan bir varlığın en iyi ve en üst seviyede kullanımından kasıt varlığın fiziki olarak mümkün olan(7), yasalara uygun(8) ve finansal açıdan elverişli(9) bir biçimde kullanımıdır.

İşletme varlığın farklı bir kullanımını amaçlamış olsa dahi, en iyi ve en üst seviyede kullanım piyasa katılımcılarının bakış açısıyla belirlenir. Ancak, piyasa unsurları veya diğer unsurlar, finansal olmayan bir varlığın piyasa katılımcıları tarafından farklı bir şekilde kullanımının varlığın değerini azami seviyeye çıkaracağını göstermediği sürece, işletmenin varlığı bu şekilde kullanmasının en iyi ve en üst seviyede kullanım olduğu varsayılır.

İşletme, rekabetçi konumunu korumak amacıyla veya diğer nedenlerle, edindiği finansal olmayan bir varlığı aktif olarak kullanmamayı veya en iyi ve en üst seviyede kullanımına uygun olmayan bir şekilde kullanmayı planlamış olabilir. İşletmenin edindiği maddi olmayan duran varlığı, diğerlerinin kullanımını sınırlayarak korunma amaçlı kullanmayı planlamış olması bu duruma örnek olarak gösterilebilir. Bununla birlikte, işletme finansal olmayan varlığın gerçeğe uygun değerini, piyasa katılımcıları tarafından söz konusu varlığın en iyi ve en üst seviyede kullanıldığını varsayarak ölçmelidir.

4.3. Finansal Varlık ve Borçlarda Uygulama

Finansal veya finansal olmayan borçlar veya işletmenin kendi özkaynağına dayalı finansal araçların gerçeğe uygun değerinin ölçümündeki temel varsayım, bunların ölçüm tarihinde piyasa katılımcısına devredildiğidir. Borcun veya işletmenin kendi özkaynağına dayalı finansal aracın devri aşağıdaki iki varsayımı içermektedir:

(a) Borç ödenmemiş olarak kalmalı ve devralan piyasa katılımcısının bu yükümlülüğü yerine getirmesi gerekmelidir. Borç, ölçüm tarihinde alacaklıya ödenmemiş ya da başka bir şekilde sonlandırılmamış olmalıdır.

(b) İşletmenin kendi özkaynağına dayalı finansal araç, ödenmemiş olarak kalmalı ve devralan piyasa katılımcısı finansal araç ile ilgili hakları ve sorumlulukları üstleniyor olmalıdır. Finansal araç ölçüm tarihinde iptal edilmemiş ya da başka bir şekilde sonlandırılmamış olmalıdır.

İşletmenin kendi özkaynağına dayalı finansal aracının veya borcunun devrine ilişkin fiyatlandırma bilgisini sağlayacak gözlemlenebilir bir piyasa bulunmadığı, ancak bu tür kalemlerin diğer taraflarca varlık olarak elde tutulması söz konusu ise bu kalemler için gözlemlenebilir bir piyasanın varlığından söz etmek gerekecektir.

Öte yandan işletmenin kendi özkaynağına dayalı özdeş veya benzer finansal aracın ya da borcun devrine ilişkin kotasyon fiyatı bulunmadığında ve özdeş bir kalem başkası tarafından varlık olarak elde tutulduğunda, işletme bu finansal aracın veya borcun gerçeğe uygun değerini, ölçüm tarihinde özdeş kalemi varlık olarak elinde tutan bir piyasa katılımcısının bakış açısıyla ölçecektir. Buna göre varsa öncelikle varlık olarak elde tutulan özdeş kalemin aktif bir piyasadaki kotasyon fiyatı kullanılacak, söz konusu fiyatın bulunmaması durumunda başkası tarafından varlık olarak elde tutulan aynı kalemin aktif olmayan bir piyasadaki kotasyon fiyatı gibi diğer gözlemlenebilir girdilerini kullanarak değer ölçümü yoluna gidilecektir. Her iki durum da mevcut değilse ilerleyen bölümde değineceğimiz değerleme yöntemlerini kullanarak değer ölçümünde bulunulacaktır.

İşletmenin kendi özkaynağına dayalı özdeş veya benzer bir finansal aracın veya borcun devrine ilişkin kotasyon fiyatı bulunmadığında ve özdeş bir kalem başkası tarafından varlık olarak elde tutulmadığında, işletme özkaynağa dayalı finansal aracın veya borcun gerçeğe uygun değerini, özkaynak üzerindeki hakkı ihraç eden veya borçlu konumda olan bir piyasa katılımcısının bakış açısıyla değerleme yöntemi kullanmak suretiyle ölçecektir.

4.3. Gerçeğe Uygun Değer ile İşlem Fiyatının Farklılaşması Halinde Uygulama

İşlem fiyatı, bir varlık veya borca ilişkin karşılıklı bir işlemle bir varlık edinilirken veya bir borç üstlenilirken, varlığın edinilmesinde ödenecek veya borcun üstlenilmesinde alınacak fiyattır. İşlem fiyatına giriş fiyatı da demek mümkündür. Bunun aksine, varlığın veya borcun gerçeğe uygun değeri, varlığın satışından elde edilecek veya borcun devrinde ödenecek fiyata eşittir. Diğer bir ifadeyle gerçeğe uygun değere çıkış fiyatı demek de mümkündür.

İşletmelerin her zaman varlıklarını edinirken ödedikleri fiyattan satmaları beklenmeyeceği gibi şekilde, işletmelerin her zaman borçlarını üstlenirken aldıkları fiyat üzerinden devretmeleri beklenmez. Bununla birlikte genel olarak ticari hayatta çoğu durumda, işlem fiyatı gerçeğe uygun değere eşit olmaktadır.

Bu iki değerin eşit olmadığı durumda, başka bir TFRS bir varlığın veya borcun ilk muhasebeleştirme sırasında gerçeğe uygun değeri üzerinden ölçülmesini zorunlu tutuyor ya da buna izin veriyorsa ilgili TFRS’de aksine bir hüküm olmadıkça ortaya çıkan kazanç ve kayıp kar veya zarara yansıtılmak durumundadır.

4.4. Gerçeğe Uygun Değerin Tespitinde Kullanılacak
Değerleme Yöntemleri

TFRS 13, değerlemeye konu varlık veya borcun değerlemeye esas teşkil edecek aktif bir piyasa değerinin bulunmaması durumunda, gerçeğe uygun değerin değerleme yöntemlerinin kullanımı yoluyla tahminine imkan vermektedir.

İşletme değerleme yönteminin seçiminde yeterli verinin bulunmasına, yöntemin koşullara uygun olmasına, ilgili gözlemlenebilir girdilerin kullanımını azami seviyede olmasına ve gözlemlenebilir olmayan girdilerin kullanımının ise asgari seviyede olmasına önem vermelidir.

Bu çerçevede kullanılabilecek değerleme yöntemlerine ilişkin olarak TFRS 3 standardında şu yöntemlere yer verilmiştir: Piyasa yaklaşımı, maliyet yaklaşımı ve gelir yaklaşımı.

Piyasa Yaklaşımı: Piyasa yaklaşımı, özdeş veya karşılaştırılabilir (başka bir ifadeyle benzer) olan varlıklara, borçlara ya da varlıklardan ve borçlardan oluşan bir gruba (örneğin iş) ilişkin piyasa işlemleri sonucu oluşan fiyatları ve diğer ilgili bilgileri kullanır. Örneğin, piyasa yaklaşımı ile tutarlı olan değerleme yöntemleri genellikle karşılaştırılabilir tutarlar setinden alınan piyasa çarpanlarını kullanır. Çarpanlar, her bir karşılaştırılabilir tutar için farklı çarpanlardan oluşan bir aralıkta yer alabilir. Aralık içinden uygun olan çarpanın seçilmesi, ölçüme özgü niteliksel ve sayısal unsurların dikkate alınarak değerlendirilmelerini gerektirir.

Maliyet Yaklaşımı: Maliyet yaklaşımı, bir varlığın hizmet kapasitesini yenilemek için gerekli olan cari tutarı yansıtmakta ve genellikle cari yenileme maliyeti olarak anılmaktadır.

Piyasadaki bir satıcının bir varlık için alabileceği satış fiyatı, piyasadaki bir alıcının söz konusu varlığın sağlayacağı faydaya yakın bir fayda sağlayacak bir varlığın değer yitirme faktörleri göz önüne alınarak hesaplanmış inşa veya edinme maliyetine eşittir. Bunun nedeni, alıcının bir varlığa söz konusu varlığın hizmet kapasitesini yenilemek için gerekli olan tutardan daha fazla bir tutar ödemeyecek olmasıdır. Değer yitirme; fiziksel, işlevsel (teknolojik) ve ekonomik (dışa yönelik) bozulmaları kapsamakta ve finansal raporlama açısından amortismana (tarihi maliyetin dağıtılması) oranla veya vergi açısından amortismana (belirli hizmet sürelerinin kullanılması) oranla daha geniş kapsamlıdır. Cari yenileme maliyeti yöntemi genellikle diğer varlıklar ya da diğer varlık ve borçlarla birlikte kullanılan maddi duran varlıkların gerçeğe uygun değerinin ölçümünde kullanılmalıdır.

Gelir Yaklaşımı: Gelecekteki tutarları (örneğin, nakit akışları veya gelir ve giderleri) tek bir cari (başka bir ifadeyle, iskonto edilmiş) tutara dönüştüren bir yöntemdir. Gelir yaklaşımı yöntemlerinin kullanımı, gerçeğe uygun değer ölçümünde gelecekteki tutarlara ilişkin cari piyasa beklentilerinin yansıtılması anlamına gelmektedir. Bugünkü değer yöntemleri ve opsiyon fiyatlama modelleri gelir yaklaşımı modellerine örnek olarak gösterilebilir.

4.4. Gerçeğe Uygun Değer Hiyerarşisi

TFRS 13, gerçeğe uygun değer ölçümlerinde ve ilgili açıklamalarda tutarlılığı ve karşılaştırılabilirliği arttırmak amacıyla, gerçeğe uygun değeri ölçmek üzere kullanılan değerleme yöntemlerine ilişkin girdileri üç seviyede sınıflandıran bir gerçeğe uygun değer hiyerarşisi öngörmektedir.

Gerçeğe uygun değer hiyerarşisi, en yüksek önceliği özdeş varlıkların ve borçların (Seviye 1 girdileri) aktif piyasalardaki kotasyon fiyatlarına (düzeltilmemiş olan fiyatlar), en düşük önceliği ise gözlemlenebilir olmayan girdilere (Seviye 3 girdileri) vermektedir.

Seviye 1 Girdileri: İşletmenin ölçüm tarihinde erişebileceği, özdeş varlıkların veya borçların aktif piyasalardaki kotasyon fiyatlarıdır (düzeltilmemiş olan fiyatlar). Aktif bir piyasadaki kotasyon fiyatı, gerçeğe uygun değere ilişkin en güvenilir kanıtı sağlamakta olup, belirli haller haricinde(10) gerçeğe uygun değeri ölçmek üzere düzeltme yapılmadan kullanılır.

Seviye 2 Girdileri: Varlığa veya borca ilişkin doğrudan veya dolaylı şekilde gözlemlenebilir olan, Seviye 1 içerisindeki kotasyon fiyatları dışındaki girdilerdir. Seviye 2 girdilerine örnek olarak benzer varlık veya borçların aktif piyasalardaki kotasyon fiyatları; piyasa verilerince desteklenmiş girdiler; özdeş ya da benzer varlık veya borçların aktif olmayan piyasalardaki kotasyon fiyatları; kredi marjları, zımni oynaklıklar ve yaygın olarak kote edilen aralıklarla gözlemlenen faiz oranları ve getiri eğrileri gibi gözlemlenebilir girdiler gösterilebilir.

Seviye 3 Girdileri: Varlığa veya borca ilişkin gözlemlenebilir olmayan girdilerin tümünü kapsamaktadır. İlgili gözlemlenebilir girdiler bulunmadığında, gözlemlenebilir olmayan girdiler gerçeğe uygun değeri ölçmek amacıyla kullanılacaktır. Dolayısıyla, gözlemlenebilir olmayan girdilerin kullanımına ölçüm tarihinde varlığa veya borca ilişkin piyasa faaliyetlerinin olmadığı veya az olduğu durumlarda izin verilmektedir. Bununla birlikte gerçeğe uygun değer ölçümünün, varlığı elinde tutan veya borçlu konumda bulunan bir piyasa katılımcısının bakış açısından ölçüm tarihindeki çıkış fiyatının tahmin edilmesi şeklindeki amacının bu durumda da baki olduğunu unutmamak gerekmektedir.

Bazı durumlarda, bir varlığın veya borcun gerçeğe uygun değerini ölçmek üzere kullanılan girdiler gerçeğe uygun değer hiyerarşisinin farklı seviyelerinde olabilecektir. Söz konusu durumlarda, gerçeğe uygun değer ölçümü bütünüyle, ölçümün bütünü açısından önemli olan en düşük seviyedeki girdi ile aynı seviye içerisinde sınıflandırılmalıdır. Belirli bir girdinin ölçümün bütünü açısından önemliliği değerlendirilirken, varlığa veya borca özgü unsurlar dikkate alınarak yargıda bulunulması gerekir.

5. SONUÇ

Bu çalışmamızda TMS/TFRS setine en son eklenen TFRS 13 – Gerçeğe Uygun Değer standardını mercek altına almaya çalıştık. Bahse konu standart, TMS/TFRS setinde yer alan birçok standartta değerleme ölçüsü olarak geçen gerçeğe uygun değerin tespitine ilişkin ayrıntılı açıklamalar ihtiva etmekte olup, TMS/TFRS setine uyumlu hazırlanacak finansal tabloların ortaya koyduğu bilgilerin istenen niteliklerde olması bakımından söz konusu bu standardın doğru anlaşılması ve uygulanması büyük önem arz etmektedir.

_________________________

(1) IASB (International Accounting Standards Board) merkezi Londra’da olan ve uluslararası muhasebe standartlarının geliştirilmesi ile uygulamasının yaygınlaştırılmasından sorumlu bulunan yapıdır.

(2) Kanun yürürlüğe girmeden önce 26 Haziran 2012 tarihinde kabul edilen ve 30 Haziran 2012 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanan 6335 Sayılı Kanun ile pek çok değişikliğe uğramıştır.

(3) Kanunun 88’inci maddesinde 64 ila 88. madde hükümlerine tabi gerçek ve tüzel kişilerin münferit ve konsolide finansal tablolarını düzenlerken, Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu (KGK) tarafından yayımlanan, Türkiye Muhasebe Standartlarına, kavramsal çerçevede yer alan muhasebe ilkelerine ve bunların ayrılmaz parçası olan yorumlara uymak ve bunları uygulamak zorunda oldukları belirtilmiş olup, bu kapsamda KGK’ nın, değişik işletme büyüklükleri, sektörler ve kar amacı gütmeyen kuruluşlar için özel ve istisnai standartlar koymaya ve farklı düzenlemeler yapmaya yetkili olduğu ve bu standart ve düzenlemelerin Türkiye Muhasebe Standartlarının cüz’ü addolunacağı belirtilmiştir.

Bu çerçevede Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurulu’nun 14.11.2012 tarihli toplantısında aşağıdaki kararı almıştır. Söz konusu karar 17.11.2012 tarih ve … sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.

” Türkiye Muhasebe Standartlarını uygulama kapsamına ilişkin olarak Kurulumuzun 14/11/2012 tarihli toplantısında, Türk Ticaret Kanunu’nun 88 inci ve Geçici 1 inci maddeleri ile 660 sayılı KHK’nın 9 uncu ve Geçici 1 inci maddeleri uyarınca 1/1/2013 tarihi ve sonrasında başlayan hesap dönemlerine ilişkin münferit ve konsolide finansal tabloların hazırlanmasında;

1) 660 sayılı KHK’da belirtilen kamu yararını ilgilendiren kuruluşların, 6102 sayılı Kanunun 397’nci maddesi çerçevesinde Bakanlar Kurulu kararıyla bağımsız denetime tabi olacakların ve aynı Kanunun 1534’üncü maddesinin ikinci fıkrasında sayılan şirketlerin münferit ve konsolide finansal tablolarının hazırlanmasında Türkiye Muhasebe Standartlarını uygulamasına,

2) Yukarıdaki kapsama dâhil olmayanlar için Kurumca bir belirleme yapılıncaya kadar yürürlükteki mevzuatın uygulanmasının devamına,

karar verilmiştir.”

(4)“TFRS 13 Gerçeğe Uygun Değer Ölçümü” Standardı 31/12/2012 tarihinden sonra başlayan hesap dönemleri için uygulanmak üzere ilk olarak 30/12/2012 Tarihli ve 28513 Sayılı Resmî Gazete – 2. Mükerrer’de yayımlanmıştır.

(5) Asıl piyasayı ya da asıl piyasanın bulunmadığı durumlarda en avantajlı piyasayı belirlemek üzere, olası bütün piyasalarda ayrıntılı bir araştırma yapılmasına gerek yoktur. Ancak, makul bir şekilde erişilebilen tüm bilgiler dikkate alınmalıdır. Aksine kanıt bulunmadığı sürece, işletmenin normal koşullarda varlığı satmak veya borcu devretmek amacıyla işlemi gerçekleştireceği piyasanın asıl piyasa olduğu veya asıl piyasanın bulunmadığı durumlarda en avantajlı piyasa olduğu varsayılmalıdır.

(6) İşlem maliyetleri, taşıma maliyetlerini içermez. Varlığın bulunduğu konumun o varlığın özelliği olması durumunda (örneğin, emtia için böyle bir durum söz konusu olabilir), asıl (ya da en avantajlı) piyasadaki fiyatı, varlığın mevcut konumundan bu piyasaya taşınırken katlanılan maliyetlere göre düzeltilir.

(7) Fiziki olarak mümkün olan kullanım, piyasa katılımcılarının varlığı fiyatlandırırken göz önünde bulunduracakları fiziksel özelliklerini dikkate alan kullanımdır. (Örnek: Bir gayrimenkulün konumu veya büyüklüğü).

(8) Yasalara uygun kullanım, piyasa katılımcılarının varlığı fiyatlandırırken göz önünde bulunduracakları kullanıma ilişkin yasal sınırlamaları dikkate alan kullanımdır. (Örnek: Gayrimenkul için geçerli imar düzenlemeleri).

(9) Finansal açıdan elverişli biçimde kullanım, varlığın fiziki olarak mümkün olan ve yasalara uygun kullanımının, piyasa katılımcılarının bu tür bir kullanım için bu varlığa yaptıkları yatırımdan elde etmek istedikleri getiriyi sağlayacak düzeyde gelir veya nakit akışı (varlığın bu tür bir kullanıma getirilmesinde katlanılan maliyetleri de dikkate alarak) üretip üretmediğini dikkate alan kullanımdır.

(10) Kotasyon fiyatında düzeltme yapılacak haller TFRS 13’ün 79’uncu paragrafında özetlendiği gibidir.

Okan NETEK

Vergi Müfettişi

(E. Hesap Uzmanı)

Bir önceki yazımız olan Alkol ve Tütün Ruhsatı 1 Nisan 2013 Son başlıklı makalemizde Tekel Ruhsat Yenilemesi, Tekel Ruhsatı ve Tütün ve Alkol ruhsatı yeileme hakkında bilgiler verilmektedir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir